yıllar. arta kalan zamanlar.. insanlar geliyor ben geçiyorum onlar duruyor.. elimde avucumda koca bir hiç, yaş otuz. ömrün yarısından bi adım az.. büyüyorum, ellerim daha nasırlı, tutuşum daha naif.. kelimelerimi seçmiyorum artık, sanki benim yerime kendi karar veriyor ağzımdan çıkanlara bedenim.. bilmiyorum, öyle sürüklendim öyle düşünmediğim şeyler yaşadım ki, bilmiyorum hayat böyleymiş demekki.. az alıp azdan çok vermekmiş günlerinden.. bedenim de ruhum da daha güçlü, bunu mu istemiştim diyorum kendime, bilmiyorum diyor bir ses.. neden bıraktım ki yazmayı neden bıraktım kendimle alakalı gerçek bir şeyi üzülüyorum.. ama geç değil, değişmeyen tek şey hala yalnızım. hepimiz yalnızız, farkında olanlara üzülüyorum kendim gibi..
Aklıma geldiğin doğru, söylediğinde de yanılmadığını biliyordum. Sen mükemmel değildin ki bende değildim. Ama yarım kalan ihtimaller bazı ömürlere ince ince işlenir, bazı ömürlere teğet geçer. Sana ayrı bana ayrı dokundu bu ihtimaller. Tanıştığım adamla tanıttığın adam çok farklıydı. İkisiyle de tanıştığıma memnunum. Neredesin bilmiyorum, Ne yaptığını bilmiyorum.
bizim semtte bir dayı var. altmışlarında. elleri kesik kırkburuşuk. üstü başı ütüsüz. gereksiz zaten ütüsüz. her gün olmasa da haftada üç kere görürüm. köşelerde yollarda çarşıda tezgah başında. yolda bir şeyler taşır. üç metreye yakın bir tezgahı var çarşıda. kirası yok. tam köşe başında. sigortasıda yok işçisi de. çalışmış bu yaşına kadar. yorulmuştur kim bilir usanmıştır. acıkmıştır çoğu zaman özenmiştir belki. aklımdan neler geçiyor onu her gördüğümde. ama sizlere şunu anlatmak istiyorum. dayı savaşçı. ne zaman dört dörtlük bir gün görmüştür belirsiz. doğduğunda elli seneleridir tahminim. zaten heryer savaşta. gelmiş kaç yaşına şimdi de yaşama savaşında. kime bakıyor kim bilir. yada kimler bakmıyor dayıya. her allahın günü sabahın köründe açıyor tezgahını evinden belki kömürlüğünden getiriyor satacağı elbise üst baş parçalarını. taşıyor el arabasında bazen görüyorum sırtında ta çarşıya kadar. akşam olunca tekrar taşıyor onca malzemeyi deposuna. zor iş be dayı. anasını sikeyim ben böyle durumun. dayı zor iş. dayının ömrü olmuş sana zor iş. bana olmuş cesaret. kalabalığa olmuş körlük. görmemezlik. yavşaklık. dayıyı ne zaman görsem hayata biraz daha sıkı tutunuyorum. bir mazeretimi daha unutuyorum. elimden bir şey gelmez. bugün gördüm akşam. arabası devrildi. gittim tuttum yardım edeyim götürelim dedim. ‘yok sağolasın’ dedi. neden yardım istemedi biliyorum. çünkü kimsenin yardımına muhtaç olmadan devam etmeli yoluna. alışırsa bir kere yardıma güçsüzleşir. anasını sikeyim dayı ben böyle durumun. anasını sikeyim ben yer yüzündeki aşkların sevgilerin am üstünde ceviz kıran tüm zengin orospu çocuklarının anasını sikeyim.
yine geldik. ne istediğimi bilmediğim zamanlar. sıradan zamanlar. gelir geçer. ne kadarda boş cümleler bunlar. arap saçı gibi bir akıla sahibim. iki cümleyi bir araya getiremediğim için kısa cümlelerim hep. arada noktalar. virgülsüz yaşamlar.. nereye baksam bir tatminsizlik, yetersizlik, nasıl desem bir doyumsuzluk. o değilde sevemiyorum. bazen sevemiyordum, şimdi çok geniş bir zamana yayıldı bu sevgi mevzusu. bir intiharı tükürdüm bir zaman önce. yeni bir hayat, yeni beyaz sayfalar ve her yeni siktiğimin başlangıçları için. ama faydasız. işe yaramaz. kısa kestim bende. kabullendim. sikerim dedim boşver. alkolüde bıraktım. zindan zihnimi uyuşturup tüm farkındalıkların verdiği acıyı daha fazla hissetmek için. tüm eksiklikler tüm imkansızlıkların siktiğimin metalimsi tadı bitmiyor, ve ayık kafayla büyükşehrin yetersiz oksijeni ne güzelde meze oluyor. iki adım atıp dört adım geri gidiyormuşum gibi hissediyorum. her siktiğimin allahın gününde aynı sevmediğim işi yapıp nefes alamadığımı her düşündüğümde kafamı sağa ve sola çevirip meşgul etmeye çalışıyorum kendimi. çok izlemek istediğim bir filmi izlemiyor bekletiyorum. kötü zamanlar için. gücüm yettiği tek şey ağırlık kaldırmak ve sabretmek. işkenceler çocuk oyuncağı. güzel şeyler elbet birgün gelicek’ düşüncesini de sikeyim. terbiyeli çocuklar sitelerde otursun. mahalleden çıkanlar en üstü başı kirli dürüstlerden. biliyorum yeteneksizim yazamıyorum. ama ne önemi var. beş asır sonra hiçbirimizin adını hatırlayan olmayacak. kendimi bırakıyorum kendi haline..
zaman geliyor, yalnızlığımla bozuşuyorum. zamanı geliyor, tek ondan tat alıyorum.. kararsızlık iyi değildir.
bu ne beter çizgidir bu, bu ne çıldırtan denge..
ciğerlerimi paslı hissediyorum. içim metal kokuyor. nefes alıyorum toz duman. şehre bir film gelmiş de beni almamışlar. kapı dışarı tüm ömrüm. bir yaşama açlığı var ki sorma. geberip gidicem içimde kalacak. işte dostlar budur halim..
I always go heavy and I always go to failure..
zafer, takıntı, fedakarlık, amaç ve savaş.. ormanın kralı olmak için dirseklerini kıvırmalısın. kimse sana oturduğun yerden bir şey vermeyecek. verseler bile, gerçekten sevebilir misin onu. çabasız, tasasız ve tersiz kazanılan her şey hiçtir. bu en azından benim dünyam da hep böyle oldu. şikayetçi değilim. bir şeyi istiyorsan gider ve alırsın. üzerine söylenebilecek başka hiçbir şey yoktur. benim dünyam.. önceden nefret ettiğim şimdilerde ise yeni yeni ısındığım dünyam.
kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi,öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an…bozmadım
istiyorum. haber alınmamak istiyorum. duman solumak istiyorum. alkol komasına girmek istiyorum. içimdeki hayvanı tereddütsüz kafesinden çıkarmak istiyorum. ömrüm boyunca belki elini bile tutamayacağım bir kadını aldatmak rezil etmek istiyorum. zoru yapmak istiyorum. deli dömleği giyim lanet olası zenginlerin düzenlediği bir baloda götü açık kürsüye çıkıp ‘hepiniz açsınız’ diye bağırmak istiyorum. dünyanın en uzun yerinden kendimi boşluğa bırakıp ölmemek istiyorum. tanrıyla kol kola verip tanrıcılık oynamak istiyorum. büyük millet meclisinden içeri pompalı tüfekle elimi kolumu sallayarak girip rastgele ateş etmek istiyorum. kan saçmak istiyorum duvarlara. avlanmak istiyorum. bu dünyanın ihtiyacı olmayan ve zarar veren her ne varsa onu avlamak. birşey başarmak istiyorum. insanların bana mına kodumun manyağı takıntılı herif’gibi gözlerle bakmasını izlerken zaferin soğuk şarap tadını aklıma kazımak istiyorum. ağırlık kaldırmak istiyorum. dünyanın en önemli şeyi buymuş gibi-değişir- ağırlık kaldırmak. tüm veganları bir araya getirip, gözlerinin önünde kırmızı et partisi vermek istiyorum. hayatımın galasını en arka koltuktan izlerken buzlu bir viski rica ediyorum. siktiğimin geceleri hep bir başına. hep..
kuru bir düşünce yapısına sahibim. basit. anlaşılır. her yazan çizen gibi bende kuralları olduğunu düşünenlerdenim. evet seviyorum eleştirmeyi. ben yada bir başkası. mühim olan, doğrunun bir olmadığını anlayabilmek. kendi filminizin sahnesinde bile yalnız olduğunuzu bilmek. beni içten içe daraltan bir ruh halindeyim. sikmişim ruhunu bu arada, geçelim onu. hani tam neden olduğunu hatırlayacakken hatırlayamamak gibi. dilinin ucunda ama gerisi yok. yok asıl anlatmak istediklerim değil bunlar. bana öyle geliyor ki, kim olduğunu hala anlayamamak ve aramak kötü bir şey değil. daima bir arayışlık söz konusu. bişeyleri kabul edip ne bir değiştirme ne bir harekete geçme olmadan durmak. yok ben alamıyorum. kendimde özümseyemiyorum. tam o kulağınızın ardından size fısıldayan ses. iç ses mi her ne boksa. yada bir omzunuzdan sizi dürten şey. şeytan iblis melek.. siktiriboktan şeylerden herhangisi. bende yok. sanki herşey kontrol altında. zaten en korkuncu da bu değil mi ? her şeyin belli olduğunu düşünmek. yazmak da alkol işi. sakin kafa işi. dişlerini parmaklarını dudaklarını tam olarak hissetmeme işi birazda. kimseyi beğenmemek de biraz yavşaklık işi. iki gün üst üste yazılmaz..
kadınlar aşkın filmlerdeki gibi olduğunu sanır. genelde böyledir. tesadüfler, karışılaşmalar, bakışmalar ve dokunuşlar.. ben aşkın kerhanedeki gibi olduğunu bilirim. düzüşürsün ve biter. işte mutlu son denen dalga budur.
herşeye rağmen şişman değilim..
çok sevdiğimden değil zor verdiğinden.. üzgünüm tanrıça.
her zamanki gibi olmayı seviyorum. bir insan herzamanki gibiyse doğru yolda olabilir. olmayada bilir. bunun herzamanki gibi olmakla bir alakası yok. doğru yolda yok.
bu ne beter çizgidir bu, bu ne çıldırtan denge, yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe..
iyi ki bir memeniz var amınakodumun lezbiyenleri
yapma gel, etme gel, nolur gel, ay karanlık.. maviye çalar gözlerin..
sevgi saygı hürmet yada o işte nefret ’ felsefesini benimsiyorum.
ulan sanki ben sabah akşam juliet sikiyorum düdük.
şükürlerinizi sunduğunuz, dualarınıza cevaplar aldığınızı düşündüğünüz tanrının benimle konuşması için dilini bile bilmediğim kitaplara gösterişli tarihi binalarına yada bir karenin etrafında tur atmama gerek yok. ses telleri olmayan bir tanrıya inanamam. havanın eksiye düştüğü kurak mahallelerdeki evsizlerin donarak ölmesinden çok silah kaçakçılığını ve kara para aklayanları koruyan bir tanrıya ihtiyacım yok. açlığın mazeretinin dünyadaki diğer kötü insanlar olduğunu öne süren bir tanrıya ihtiyacım yok. kendi gönderdiği dini bir sonraki tarihte yoksayan, yeni dininde eski dininin inananlarıyla muhattaplığın günah olduğunu söyleyen tanrının canı cehenneme. kendi yarattığı hayvandan iğrenilmesini söyleyen tropikal meyvelerden bi haber tanrıya hesap vermiyorum. tek bir hesap merkezim var. vicdanım. bira kokuları sarhoş fahişeler ve ucuz koktelylerin cirit attığı gri vicdanım.
adem evvelinden beri bir yanımız noksandır. neylersin ?
şimdiki kadınlar aşkın dizilerdeki gibi olduğunu düşünüyorsa. kimse tuvalete gitmiyor. sıçmıyo. kimse devlet memuru değil. sabah sekiz akşam beş çalışmıyor. kimse patronuna vermiyor yada kimse memesine silikon yaptırmıyor. kadınlar. aşk gördüğünüz gibi değil. yaşadığınız gibi. yaşayamadığınızı düşündüğünüz gibide değil. yaşadığınız gibi..
kırmızı rujlu güzel kadın anlattıkça içiyorum. siktiğimin barmeni bira doldurmayı bilmiyor. üstelik cüce. nemli ama soğuk kadıköy akşamları. tepemdeki ısıtıcıdan çok kırmızı rujlu kadının gülümsemesi ısıtıyor içimi.. özür dilerim mor. ikinci kez özür dilediğime göre yeterince çakırım. ama biram beni terketmiyor. bordo rujlu güzel kadın. kimse sarkıntılık yapmasın bende yapmayacağım. insan kimin olmak istiyorsa bırakın olsun. bir kadın size vücut kıvrımlarını sunmak istiyorsa bırakın sunsun. ısmarladığınız dört birayla yatapa atabileceğinizi sandığınız kızların belden bağlamalarıyla sizleri becermesi biramın en güzel mezesi.. arkadaşlığını mı bitirmek istiyorsun ? bunu karışımdakinin yüzüne söyleyecek kadar cesur olmalıyım. yeni öğrendiğim şeyler bunlar. öğreten kadınları unutmayın. arkadaşınızla sevişmeyin. benim gibi kaliteli becericiyseniz elinizi bile sürmeyin. herşeyi bok etmeyin. aşık olduğunuz arkadaşlar geçicidir. düzüşmeye kadar.. alman usulü ilk buluşmada geçersizdir. türk usulünü sevmişimdir. altındaki dört bin motor jiple yatağa atabileceğini sandığın kadın, yedibinin üzerinde. saçmalıklarımı yalnız ben okurum. bordo rujlu kadına neden bir çikolata almadım ki? üç buçuk saatini benimle heba etmesinin sebebi neydi ? yada şizofren olma olasılığı olan bir dallamaya tutulma sebebi ? cevaplanmamış sorularla geberip gidicez. deli gönül feryat etme boşuna’ demiş ozan. hangi yarrağımdan nesile demiş kim bilir. iyi geceler ejderhalarını ziktiklerim..
bütün sorunumuz hep daha fazlası olduğumuzu düşünmemiz..
dertsiz kimse yoktur zaten. siktiğimin optimistleri. her bir boku şu şarkı sözleri açıklıyor gibi ‘hiç ummazdım oldum, sonbaharda..’ aynada kendime her baktığımda, bu kadar mı ? bu musun ? siktir git.. gözlerle düşünürüm. bütün çabamız, çalıştığımız işler dersler yaptığımız her siktiriboktan statü yükseltme çabalarımız. hepsi bu düşünceler için. yaşamındaki sevmediğin şeyler için neler yapıyosun ? neleri feda ediyosun ? uyudum uyandım uyudum uyandım, düşündüm. alıntılar yaptım. soğuk leş gibi bir kahve içtim. üstümü kalın giydim. çıktım koşmaya. elimden bunlar geliyordu. elimden gelenin tamamı bu değildi. farkındaydım. ‘
It’s only impossible until some crazy ass motherfucker comes along and does that shit’..